Analiz

AKP’nin Göz Bebeği Teknofest: Milli Savunma Değil Emperyalist Uşaklık

Teknofest’in gençlere sunduğu teknoloji ve fırsat anlatısını; savaş sanayisi, zihinsel emek sömürüsü ve emperyalist ilişkiler üzerinden eleştiren bir değerlendirme.

· Lise Komiteleri

Teknofest alanında sergilenen uçaklar, insansız hava araçları ve kalabalık ziyaretçi grubu

Teknofest, Tübitak ve Tügva; Türkiye gençliğini hedef kitlesine koyduğu bilinen ve lise-üniversite çağlarındaki gençleri hedef alan etkinlikler ve yarışmalar düzenler. Hepimizin okulunun mutlaka Teknofest’te yarışan bir takımı, kulübü vardır. Bu takımlar okulun fizik, mekanik, elektronik dallarında en parlak öğrencilerinden oluşur; çoğu zaman takımlara seçilerek alınırlar. Bunun sebebi ise bu yarışmaların büyüklüğü dolayısıyla kazanmanın zor olması ve sonucunda kazanılan yüz binlerce liralık ödüller, burs ve staj imkanları, uluslararası yarışlarda yarışma hakları, dünya üniversiteleriyle anlaşmalar gibi fırsatlardır.

Ancak bize milli teknoloji hamlesi, ya da kendi deyimleriyle “Hezarfen kuşağı” diye pazarladıkları Teknofest’in gerçek yüzünü görüyoruz. 7,8 Temmuz’da efendilerini Ankara’da ağırlayan iş birlikçilerin neyin peşinde olduğunuzu iyi biliyoruz. Gökleri “millileştirmek” diye çıktığınız yolda gökyüzünü Amerikan hava sahasına çevirdiğinizi, ülkenin en parlak gençlerini ya beyin göçüne ya da size hizmete zorladığınızı, fikirleri çalıp sattığınızı, skandallarınızı nasıl kumun altına gömdüğünüzü, hepsini biliyor ve teşhir ediyoruz. İşin doğrusu şu ki siz Epstein Adası’na çocuk kaçıranlara, demokrasi adı altında petrol için Ortadoğu’ya kan, yıkım ve savaş götürenlere asker, stajyer, beyin pazarlıyorsunuz. Türkiye’yi sömürmesi için dünyanın en büyük paraziti ABD’ye dolayısıyla NATO’ya hizmet ediyorsunuz.

Ve tıpkı her parazitin uzun süre sömürmek için sağlıklı bir bedene ihtiyaç duyuşu gibi, bu kanallarınızı güçlendirmek için elinizden geleni yapıyorsunuz. Beyin gücümüzü sömürerek savaşa uçak ve drone üreten Teknofest’i; ardındaki yamyam, emperyalist, holdingci zihniyeti görüyoruz.

Teknofest; bakanların, milletvekillerinin, yüksek düzeyli memurların ve sosyal medyadaki trol hesapların sürekli olarak övgüler yağdırdığı, T3 Vakfı ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından düzenlenen yani fikir babalığını Selçuk Bayraktar’ın yaptığı fonlaması çeşitli bakanlıklar tarafından yapılan, Erdoğan’ın deyimiyle “Dünya’nın en büyük teknoloji festivali”. Bu festival, ilkokul öğrencilerinden mezunlara kadar kategorilere ayrılıyor. Yarışmacı olarak katılabilmek için bireysel veya takım olarak başvuru yapılabiliyor.

Teknofest pazarlanırken milli savunma sanayiisinin geliştiriliyor oluşu, gençlere alan açıldığı, ödüllendirilecekleri, burs ve ödüllere kavuşacakları, onlara bir şans verileceği pazarlanıyor. Yine Savunma Bakanlığı’nın sözleri ile “teknoloji kuşağı” bu alanda çalışıyor. Üretim için verdikleri bütün bir yıl boyunca süren emeğin yanısıra yapılan projelerde bir özgünlük, yani zihinsel bir emek de bekleniyor. Ardından yarışma zamanı geldiğinde en iyilerin içerisindeki en iyiler seçiliyor ve bu seçilenler ödüllendiriyor. İyi pazarlanmamış bu kadar yüksek bütçeli bir etkinlik halkın “Vergilerimiz nerede, neden açız?” gibi sorularının oluşmasına neden olabilir ama Teknofest bu konuda iyi iş çıkarmış gibi görünüyor. Tabii emek veren takımların çok büyük bir kısmının zihinsel emeklerinin daha sonra kullanılmak ve pazarlanmak üzere kayıt altına alındığı, yapılan harcamaların boşa çıktığı, vaadedilen umut ve fırsatlara ulaşamayan tonlarca genç olduğu gözardı edilince.

Ama asıl sorun bu festivalin öteki tarafında.

Bu kadar büyük bir etkinlik için çok büyük bir bütçe gerekiyor. Bunun büyük bir kısmı hazineden ya da açıklanmayan kalemlerden veya türlü sponsorluklar tarafından karşılanıyor. Daha sonrasında genç girişimciler kendi şirketlerini kurmak için ödenek alabiliyor veya kuvvetle muhtemel Bayraktar şirket grubunda bir mühendis olma hakkı kazanıyor. Bu kapitalizmin “kendini kurtarma” anlatısına uysa da sorun ulusal çapta burada başlıyor. Kapitalist ekonomi ilkelerine göre devletler ve şirketler, talebin olmadığı veya gelecek vadetmeyen alanlara ekonomik yatırım yapmazlar. Çünkü kâr olmadığı sürece ekonomik sürdürülebilirlik sağlanamaz. Bu sürdürülebilirlik ilkesi yüzünden 18 yaşının altında sigortalı bir işte çalışabilecek kadar şanslıysanız (çünkü genelde küçük burjuvazi paraya muhtaç olan ve kendisine dava açamayacak durumdaki, ailesi yumruk gösteremeyecek çocuk işçilere sigorta yapmaz. Böylesi daha ucuzdur) bile çalıştığınız günler sigorta priminizi doldurup erken emekli olmanızı sağlamaz, EYT’li olursunuz ve bu günler 65 yaşınızda size prim olarak döner. Çünkü emekliler holdingci sistem için bir yüktür ve insanların ölene kadar çalışması gerekir. İster 15 yaşında işe başlamış olsun ister 25 yaşında, bütün insanlık kârın sürdürülebilirliği açısından ömrünün son demlerine kadar çalışıp sonrasında ölene kadar alacakları 22.000 TL ile kiralarını bile ödeyemeyecekleri süre içerisinde holdingci devlete yük olmamalılardır. Bu yüzden başlangıçta ödüllendirilmesi vaadedilen bu zihinsel emek için zaten aşırı bir talep vardır: Savaş.

Türkiye’nin holdingci güçleri tarafından fonlanan bu festivalde üretilen araçların (uçaklar, füzeler ve özellikle dronelar) halkın çıkarı için kullanılmayacağı apaçık ortada. 16 yaşında bir liselinin projesinin geliştirilmiş hali Türkiye devletinin Ortadoğu’da bölgesel bir güç olma çabası için kullanılacak, halklara savaş ve ölümden başka bir şey getirmeyecek.

Trump ile yapılan petrol antlaşması, kurulan Filistin meclisinde Türkiye’nin göstermelik bir piyon olarak temsiliyeti, İncirlik üssü ve en önemlisi 7-8’inde Ankara’da gerçekleşen NATO toplantısı bize gösteriyor ki Türkiye devleti küresel savaşta pedofililerin, siyonistlerin, bir ülkenin cumhurbaşkanını gece ailesiyle beraber yatağından kaçıran darbecilerin yani dünyanın en büyük terör örgütü emperyalist ABD ve NATO’nun tarafını seçmiştir. Teknofest hakkında ABD Roket Topluluğu Başkanı Stephen Taylor tarafından yapılan övgülerde de söylendiği üzere, Teknofest’in sürdürülebilirliği güvenlik üzerindeki yoğunlaşmalar sayesinde sağlanacaktır. Drone ve füze yarışmalarının tam olarak bu yıllarda aldığı fonların artması dolayısıyla ödüllerinin de artması kesinlikle bir tesadüf değil. Bugün Filistin’de ve Ukrayna’da deneyimlediğimiz üzere aşırı gelişen drone teknolojilerinin dağlarda ve zorlu koşullardaki gerilla birliklerine karşı kullanılabilecek olduğunu keşfetmeleri de tesadüf değil. Dünya çapında savaş teknolojileri için büyük talepler zaten oluşmuştu. Artık sadece 23 centlik askerlere değil, kendileri için beyin güçlerini satmak mecburiyetinde kalmış savaş stajyerlerine ihtiyaçları var. Bu alanın tutkunlarını tek tek bulmak, onlara tek tek maaş vermek ve hepsini savaş için çalışmaya ikna etmek ve bunun için vergi vermek yerine yapabilecekleri çok iyi bir planları var: Milyonlarcasını beş tanesinin maaşı için bir yarışmaya sokmak sonra bir tanesinin yarısı kadar maaş teklif etmek. Bunu kimin için yaptıklarına dair bir fikirleri olmayacak, özgür hukuğun olmadığı bir yerde fikri mülkiyet hakları için savaşamayacaklar. Kendi fikirlerini gönüllü olarak bir veri tabanına kaydedecekler. Sponsorluk arayacaklar, makineyi inşa edip onay almak için kendi ayaklarıyla gelecekler. Aç gözlü parazitler için ise geriye en iyi silahı seçip düğmeye basmak kalacak.

Bu sayede Ortadoğu’da kan hiç bitmeyecek. Teknoloji ve bilime karşı değiliz ancak sermaye bilimi varlığını sürdürdükçe bilim can kurtaran bir araç değil can alan bir araç olacak. İlaçlar parayla satılacak, birisi hastane odasında ölecek, birisi bombanın altında. Bu esnada bizi uykusuz geceler, yazmaktan ağrıyan eller, çizmekten yorulan kollar, bu alanda çalışırsam aç mı kalırım, bütün emeklerim boşa mı soruları bekleyecek. Hayallerimiz hayal olarak kalacak. Sonra bize vaat ettikleri pozisyonlarda bizi aynı hırs ve aynı açgözlülüğe sahip oğulları veya kızları yönetirken aynı emperyalist güçler için ölene kadar dronelar ve roketler tasarlamaya devam edeceğiz. Bu sefer çocuğumuz yaşındaki çocukları bombalayacaklar, bizim yaşımızdaki siviller ölecek Ortadoğu’da. Hayatta kalacak kadar şanslı olanların ülkelerini yine işgal etmek için operasyonlar düzenlenecek. Kore Savaşı’ndan beri olduğu gibi onların çıkarları için sınır ötesinde çatışacak insanlarımızı satabileceklerini kanıtlamak için yine devlet büyüklerimiz devrimcileri tutuklayacak. Yine savaşa stajyer yetiştirmemiz, orduya asker göndermemiz istenecek. Buna ancak bugün dur diyebiliriz. Zincirlerimiz haricinde kaybedecek bir şeyimiz yok, liseden itibaren başlayan sömürüye dur dememek için sebebimiz yok.

Anti-emperyalist mücadele yalnızca 7,8 Temmuz’da ve öncesinde gösterilen eylem pratiklerinden ve propagandadan ibaret değil; emperyalist sanayiye parça üreten, stajyer pazarlayan holdinglerin üretim bantlarında, fabrikalarında bir kavga yaratmak, Teknofest’e proje hazırlayan liseliye hizmet ettiği emperyalist sistemi göstermek, göstermekle sınırlı kalmayıp mücadele etmesini sağlamak.

Karşımızdaki emperyalist kuvvetler gücünü bizden alıyor, bir araya gelerek bir güç inşa etmekten başka şansımız yok. Bunun için uzun bir yolumuz olduğunu, sabır ve emek gerektiğini görüyoruz. Yürüyelim.