Teori

Liseli Gençler Bir Adım Öne: Devrimci Bir Lise Hareketi İçin Çağrı

“Biz Yönetiriz” konferansında Lise Komiteleri adına yapılan konuşma.

· Lise Komiteleri

Liseli Gençler Bir Adım Öne: Devrimci Bir Lise Hareketi İçin Çağrı görseli

“Biz Yönetiriz” konferansında Lise Komiteleri adına yapılan konuşmayı sizlerle paylaşıyoruz.

Öncelikle hepiniz hoşgeldiniz, ben Lise Komiteleri adına konuşacağım. Lise hareketinden, 19 Mart’ı lise eylemlerini 1 Mayıs’ı nasıl değerlendirdiğimizden ve neden tam şu anda devrimci bir lise hareketine ihtiyacımız olduğundan bahsedeceğim.

Bu toprakların çok köklü bir mücadele tarihi var aynı şekilde lise mücadelesi için de. Çok değil bundan birkaç yıl önce lise örgütleri 1 Mayıslarda binlerce liseliyi yürütebiliyor, okulda boykotlar, eylemler örgütleyebiliyor, militan bir mücadele yürütebiliyorlardı. Artık böyle bir gerçeklik yok, tabii bu devrimcilerin bu alanlardan el çektirilmesinden, güç kaybetmesinden bağımsız bir süreç değil. Başka da pek çok neden sayabiliriz lisede örgütlü mücadele yürütmenin neden zor olduğuna dair: liseliler ailelerinden bağımsız değiller bu çoğu durumda onları kısıtlıyor, okul dershane sınav stresi gelecek kaygısı içinde onlara anlatılan YKS’de başarılı olurlarsa hayatlarının kurtulacağı olduğu için geleceklerini yakma korkusuyla mücadeleye dahil olmaktan dahi çekinebiliyorlar, okullarda ve her yerde şoven-milliyetçi eğilimler besleniyor, muhalif olacaklarsa da düzen içinde muhalefet etmeleri sağlanmaya çalışılıyor.

Bu sorunlar üzerinden gördüğümüz 2 temel sorumluluk var:

İlki neden örgütlü mücadelenin gerektiğinin anlatılması. Muhalif olabilirsin az çok politik bilincin de olabilir ama neden bu yetmez ve örgütlü mücadelede bulunman gerekiyor?

İkincisi liselilere uğruna mücadele etmeye, kimi zaman bedel ödemeye değecek şeyler olduğunu göstermek. Bunun için de lise siyasetini sadece okul içi taleplere indirgemeyen kırıntıları değil, dünyayı isteyen bir siyaset inşa edilmesi gerekiyor.

Lise mücadelesini ve burada emek eden liselileri sadece bu alanın özneleri olarak görmüyoruz. Geniş anlamda liselileri de eyleme çağırdığımızda gelecek bir toplamdan çok daha fazlası olarak görüyoruz. Her biri ileriki yıllarda mücadelede öğrendiklerini farklı alanlara taşıyacak, mücadele içinde öğrenecek, öncü olacak ve öncüleri örgütleyecek, “Biz Yönetiriz” diyecek insanlar. O yüzden devrimci bir lise hareketinin çok daha fazla şey ifade ettiğini düşünüyoruz.

Okullarda en ufak sol siyasetten dahi korkuluyor, devrimci figürlerin silüetlerinin yer aldığı şeyler, kitaplar disiplin cezası sebebi. Göze batan, öne çıkan, öncü olabilecek öğrenciler susturulmaya çalışılıyor.

Bunun en yakın zamandaki somut bir örneği de Erdoğan posterlerini indiren onlarca liseliye tutanak tutulması. Bu öğrenciler üzerinden liseli gençliğe gözdağı verilmek isteniyor: susun, biri adım öne çıkıp yolu açan olmayın.

“Okulda siyaset olmaz.” yalanları anlatılırken okullarımıza protokoller aracılığıyla Ülkü Ocakları, TÜGVA gibi vakıflar sokuluyor. Okul içlerinde bildiri dağıtılması kıyamet kopmasına sebep olurken Ülkü Ocakları tam olarak da bunu yapıyor. AKP iktidarı okullarımızı arka bahçesi olarak görüyor. Bazı imamhatipler ve özel liselerdeki öğrencileri ilerideki kadroları olarak görüp bu noktada hareket etse de geriye kalan çok geniş bir lise kitlesini de devletin ve sermayenin çıkarları için yaşayacak, savaşacak, üç kuruşa sömürülecek, iş cinayetinde öldürülecek insanlar olarak görüyor. Aile Yılı üzerinden etkinlikler yapılıyor, kadınların üzerinde tahakküm kurma aracı olan ataerkil aile yapısı propaganda haline getiriliyor. İktidar, MEB ve idare işbirliğiyle örgütlü bir şekilde liselilerin siyaseti bastırılmak için her yol deneniyor.

Tam da bu nedenle okullarda kitleleri seferber edebilecek bir güç değilken okul içi eylemsellikler göstermek çok zor denendiği nadir durumlarda çok kolay bastırılıyor. 19 Mart’taki liseli kitlesini buradan da yorumlamak gerekiyor. O dönemde üniversitelerde akademik boykotlar, eylemler yapılırken liselilerin beklediği okul bitsin de Saraçhane’ye gidelim, eyleme gidelimden ibaret. Maksimum yapabildiğin hocayla kavga etmek, insanlara bir şeyler anlatmak, en iyi senaryoda onları eyleme getirmeye çalışmak. Bunlar da başlı başına değerli tabii ama anlatmak istediğimiz liselilerin dinamizmine okul içlerinde bir yanıt verilemediği. 19 Mart’ın başka bir önemi de diploma iptali olayları üzerinden iyi bir üniversiteden mezun olmanın kurtuluş olmadığını göstermesi, liselilerin tüm hayatları bir sınav üzerine şekillendirilirken bu farkındalığın bir noktada onları sokağa çıkaran nedenlerden biri olduğunu düşünüyoruz. Kendi öznel koşulları olsa da liseliler halktan bağımsız değiller. Aynı ekonomik kriz içinde yaşıyor, aynı siyasi atmosferde bir çıkış yolu arıyorlar bu nedenle lise hareketinin bu arayış çevresinde de şekillenmesi gerektiğini daha büyük bir siyaset ortaya koyması gerektiğini düşünüyoruz.

19 Mart ve lise hareketi

19 Mart’ı lise bağlamında iki şekilde yorumlayabiliriz.

İlki lise kitlesi bağlamında yorumu: Geniş kitleleri sokakla tanıştırması, yeni mücadele alanları açması gibi noktalar liseliler için de aynı. Çoğu liselinin ilk katıldığı eylem, ilk biber gazı gibi anılarını oluşturdu, alanlarda örgütlü mücadeleyi görmelerini sağladı. Gezi’yi görmemiş insanlara o ruhu ve mücadeleyi gösterdi ve çoğunu politikleştirdi.

Diğeri lise hareketi açısından 19 Mart’ın nasıl yorumlanacağı.

Bunu ilki gibi olumlu görmüyoruz aslında. 19 Mart üniversitelerin öncülük ettiği bir direniş, çok geniş bir liseli kitlesi alanda olmasına rağmen aslında yoktu, olan kitle bölünmüştü ve gözükmüyordu. Bu da liseleri örgütleyip birbirleri ile iletişim halinde olmalarını sağlayan öncü bir lise hareketinin olmamasından kaynaklı. Buna yönelik süreç içinde denemeler olsa da bunlar dar grupçu, çoğunlukla birkaç iyi lise arasında sınırlanan birleşik mücadele öremeyen, kitleye siyasetin dayatıldığı, pasifize edildiği sonuçlar doğurdu ve kitlenin taleplerine karşılık veremedi aslında. O yüzden 19 Mart’ı son olmayacağını bilerek böyle anlara hazırlıklı gidilmesini için bu talepleri örgütleyebilecek devrimci bir lise hareketinin ihtiyacını gözler önüne sermesi bakımından da görmeliyiz.

19 Mart atmosferinde yaşanan proje okul atamalarıyla yapılan lise eylemleri aslında liseli kitlesini bu sürece özne olarak ortak etti, insanlar mücadelenin liselere indiğini görerek umutlandı, liseliler üniversitelerde yapıldığını gördükleri oturma eylemi, boykot gibi pratikleri uygulama şansı buldu ve yüzlerce lisede eylemler yapıldı. Bu proje okul atamaları bir noktada bize sunulan çok da büyük bir fırsattı aslında, bir gün okula gidiyorsun 20 öğretmenin artık yok isyan etmeyip de ne yapacaksın? Yerellerde yapılanlarla beraber iki hafta arayla MEB, polis, medya bu abluka dağıtılacak diyerek Beşiktaş Meydanı’nda lise eylemleri örgütledik. Eylemlerin kitlesi gayet militan ve politikti. 19 Mart’ta yapılamamış olan koordinasyonun ve örgütlenmenin mümkün olduğunu bize gösterdi.

Bu meydan eylemleri 1 Mayıs’a giderken meydanlar halka kapatılamaz doğrultusunda da örgütlediğimiz eylemlerdi. 1 Mayıs’a günler kala Beşiktaş Meydanı’ndan Taksim çağrısı yapıldı. Taksim 1 Mayıs’ına gelen büyük bir çoğunluğu 19 Mart sayesinde politikleşmiş 50 küsür liseli vardı. Bu liseliler Taksim’e çok büyük ihtimalle gözaltına alınacaklarını bilerek, kimi noktada ailelerine rest çekerek geldiler. Yollar kapalı olduğu için çok erken saatlerde Taksim 1 Mayıs’ı için yola çıkarak geldiler. Bu inanılmaz bir irade, liselilerin Taksim iradesini sahiplendiğinin, 1 Mayıs alan tartışmalarında politik bir yerde yer aldıklarının ve en önemlisi liselilerin sınıfının yanında olduğunun göstergesi.

MESEM, çocuk işçilik ve öz örgütlülük

Sınıfının yanında olma vurgusu çok önemli çünkü sermayenin ara eleman ihtiyaçları doğrultusunda eğitim sistemi değişikliğinin konuşulduğu MÜSİAD Başkanı Burhan Özdemir’in bize ara eleman lazım eğitim çok uzun çıkışından 1 gün sonra Yusuf Tekin’in çıkıp eğitim sistemi değişikliğini gündeme aldıklarını söylediği, halihazırda kayıt dışı çalıştırılan, MESEM’lerde sömürülen milyonlarca çocuk işçinin olduğu, liselilerin hatta ortaokul öğrencilerinin potansiyel çocuk işçi olarak yorumlandığı bir gerçeklikte yaşıyoruz. Bu yıl tespit edilebilen 16’sı MESEM’li 89 çocuk işçi iş cinayetlerinde öldürüldü, geçtiğimiz hafta MESEM kapsamında çalışırken ölen Eren Dağ’ın ve çalıştığı fabrikada ısınmak için yaktığı tiner yüzünden ölen Mustafa Eti’nin davaları görüldü. Hiçbir patron ya da sorumlu ceza almadı.

MEB’in Mesleki Eğitim Zirvesi’ni teşhir eden 16 üniversitelinin tutuklanmasıyla MESEM’ler daha fazla gündem oldu, konuşulmaya başlandı. Buradan da tutuklu bulunan 16 gençle dayanışma içinde olduğumuzu söylemek istiyoruz.

Genel bağlamda uzun bir süredir solun çocuk işçilik siyaseti bir çocuk işçi cinayeti yaşandığında haber girmekten, arada korsan eylemsellikler düzenlemekten ibaret. İkincisinin ilişki ağlarını teşhir etmek bakımından önemli olduğunu ve yapılması gerektiğini düşünüyoruz ama kilit nokta atölyeleri, staj yerlerini, fabrikaları, MESEM’leri örgütleyecek bir güç inşa etmek. Burada istediğimiz kadar konuşalım, bizim konuştuklarımız atölyelerde gerçeklik bulamıyorsa hiçbir somut değeri yok aslında. Buraları örgütlemeye yönelik bir çaba içinde değilken, MESEM’lilerin çocuk işçilerin taleplerini görmüyorken üst perdeden yapılan MESEM’ler kapatılsın, çocuk işçilik yasaklansın siyaseti de çoğu için bir anlam ifade etmiyor hatta ters tepebiliyor. O yüzden yapılması gerekenin çok acil bir şekilde MESEM’lilerin, çocuk işçilerin öz örgütlülüğünü yaratmak, onlara bir siyaset dayatmaktansa beraber, onların da dertlerini dinleyerek ki MESEM’e ve çocuk işçiliğe dahil gözükmeyen çok fazla şey var, konuşulanlar buz dağının görünen yüzü aslında o yüzden bu talepleri de örgütleyerek yeni bir siyasi hat çizmenin yollarının aranması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun kolay olmayacağını biliyoruz ama bu ihtiyacı görüyoruz ve sorumluluğu da üzerimize alıyoruz. Lise Komiteleri olarak yeni dönemde önümüze koyduğumuz en somut hedeflerden biri bu öz örgütlülüğü inşa etmek olacak.

MESEM siyaseti yapılırken de çocuk işçiliğin MESEM’le başlamadığının unutulmaması gerektiğini düşünüyoruz, MESEM siyaseti MEB’i teşhir etmek bağlamında önemli ama geniş bağlamda çocuk işçiliğiyle mücadele etmek gerekiyor.

Bahsettiğimiz öz örgütlülüğünün yaratılmasında lise hareketinin öncü olması gerektiğini düşünüyoruz. Günün sonunda orada ölenler bizim yaşıtlarımız, aynı döneme doğduğumuz insanlar.

Lise kitlesinin bölünmüşlüğü yüzünden MESEM ve çocuk işçilik kimi lise kitleleri için uzakta görünen bir gerçeklik. Bunun böyle olmadığını göstermek, kurulan ilişkinin üstenci ve acıyan bir yerden değil politik olarak bilinçli bir şekilde kurulmasının sağlanması gerekiyor. Çünkü bu lise kitlesi henüz işçileşmemiş olsa da neredeyse tüm liseliler hatta ortaokul öğrencileri potansiyel işçiler, şu an normal lise bir hayatı yaşamalarına izin veriliyor ama bundan 3 yıl sonra 5 yıl sonra daha da kısa bir sürede bu böyle olmayacak. Her birimizi çıkarları için sömürmekten, sakat bırakmaktan, iş cinayetinde öldürmekten çekinmeyecekler.

Bunu da çok açık bir şekilde gösteriyorlar: eğitim sistemi değişikliğinin konuşulması, mesleki ortaokullar açılması, MEB ve Koç Holding işbirliğiyle fabrika içine okul açılmasının proje olarak pazarlanması.

Onlar her gün bizi nasıl daha fazla sömürebilecekleri için yeni yollar buluyorlar bunu baştan aşağı çok örgütlü bir şekilde yapıyorlar. Biz de bir araya gelmek, birleşik bir mücadele örgütlemek zorundayız, biz de çocuk işçiliğiyle mücadelenin yeni yollarını bulmak zorundayız.

Dediğimiz gibi bunun kolay olmayacağını biliyoruz, önemli değil bu bahanelere sığınacak vaktimiz yok. Her hafta başka bir arkadaşımızın iş cinayetinde katledildiği haberini almak istemiyorsak bir şeyler yapmak zorundayız, MESEM’lilerin çocuk işçilerin öz örgütlülüğünü yaratmak, bu talepleri kitleselleştirmek, liseleri, meslek liselerini, atölyeleri örgütleyecek mücadeleyi sıralardan sokağa taşıyacak, okul içlerinde bir güç haline gelecek, başka bir şehirdeki lisedeki problemden haberdar olup ne yapabiliriz diye düşünecek devrimci bir lise hareketi inşa etmek zorundayız.

Bunun için ulaşabildiğimiz tüm liselilere ulaşmamız gerekiyor. Şu an burada bu konuşmayı dinleyen, sonra izleyecek okuyacak bir şekilde bu çağrı eline ulaşacak tüm sıra arkadaşlarımıza çağrımızdır, gelin bu mücadeleyi beraber inşa edelim. Tüm hayatımızı bizim yerimize dizayn etmeye çalışanlara karşı hayatlarımızı geri alalım.

Bunu yapabileceğimizi görüyoruz. Çizgi çok net: Ya biz ya onlar. Biz kazanacağız!