Türkiye’de şovenizm hareketlenmesi ve liselerin vaziyeti
Özgür, eşitlikçi ve öğrencilerin kararlarıyla yönetilen liseler için: BİR ADIM ÖNE, MÜCADELEYE!

Türkiye’de özellikle son 15 yılda hızlanan ve gelişen milliyetçi, faşizan algı sadece Türkiye eksenli düşünülemez ve tahlil edilemez. Bu yazıda bütünsel bakış ile şovenizmin devinimi ve küçük yaşlara kadar ilerlemesi ve sirayet etmesi hakkında bir perspektifi irdeleyeceğiz. Buna uygun yöntem ile gerekli başlıklar altında bir inceleme sunacağız. Şovenizmin köhnemiş ve çürümüş tahlilini ve güdümlediği alansallığının eleştirisini aktarıp buna uygun çıkış yollarını arayacağız.
Son yıllarda faşizm dalgasının dünyadaki akıbeti
Küresel ölçekte liberal demokrasinin vaatlerinin aşındığı, yerini giderek popülist ve milliyetçi dalgalara bıraktığı bir dönemden geçiyoruz. 2008 küresel finans kriziyle birlikte işe artık yaramayan neoliberal ve özgürlükçü, küresel ekonomik hegemonya; göçler, salgın hastalıklar ve derinleşen krizler karşısında, popülist, güven ve aidiyet vaat eden, şovenist söylemler ve güdümler için mükemmel bir zemin hazırlamıştır. Bu dalga yalnızca, Avrupa’da veya ABD’de değil; Asya’dan Güney Amerika’ya her yerde bir sorun haline gelmiştir.
Farklı kültürler ve farklı coğrafyalarda da olsa bu faşist düşünsel aynı formüllerle bezenip, aynı kodlamalarla yaşamını sürdürüyor. “biz” ve “öteki” karşıtlığına dayanan ve bunu çeşitli süslemelerle bezeyen, düşmanı büyüten ve şeytanlaştıran, aynı zamanda kendi kültürünü yücelten hamlelerle çelişik yapısından güç alan anlayışla yürüyor. Bu faşizan dalganın beslendiği ana madde kapitalizmin sıkıntılarından yalnızlaşan ve yönsüzleşen fakat nedenler hakkında kafası karışık, yol bulamayan, toplumsal sorunlarla güvencesizleşen insanı güdümlemek ve hedefi şaşırtarak bunu aynı sıkıntılardaki ötekiye karşı nefret figürleriyle aktarmaktır.
Neoliberal politikalarla gelen güvencesizleşme, yalnızlaşma, bireyselleşme, erdemsizlik; kimlik siyasetinin kısır yapısıyla birleşerek şovenizm için bulunmaz nimet kıvamına geliyor. Bu durumda şovenizm ve ötekileştirme, faşizm durumu hayatın her tarafına işliyor ve duygu siyaseti, popülist söylemler, demagojik unsurlarla birlikte rasyonaliteyi kaybedip duygu fışkırtan ve duyguyla hareket eden bir yapıya dönüşüyor. Bu ise korku iklimine, halkın korku siyasetinde daha iyi yönetilebilmesine ve egemenlere yarar sağlıyor. Zamanında da bu korku ikliminden fayda sağlayan, yararlanan egemenler, özellikle şu anki hızlı proleterleşme sürecinde bu korku iklimine çok daha fazla ihtiyaç duyuyor.
Son yıllara baktığımızda isimleri epstein dosyalarında da bolca geçen 4chan yöneticileri ve bilumum sosyal medya baronlarının, “alt-right” yani aşırı sağ ve beyaz milliyetçiliğine dayanan görüşü yaydıkları açıktır. Ülkemize de bazı yayıncıların yayması ve yine içerik üreticileri tarafından çevirilip ve uyarlanıp getirilen bu kokuşmuş fikir akımı etkilerini birkaç yıldır gösteriyor ve zehirli atığını yaymaya devam ediyor. Bu gelişmelerle birlikte güçlenen, ana kalesi sosyal medya olan ve yavaş yavaş tabana ve gençlere yayılan bu düşünce, çoktan meme’lerle birlikte yaşıtlarımızı, liselerimizi, sıra arkadaşlarımızı etkisine almaya başladı. Faşizan etki ne kadar büyük olursa olsun ve her nereden besleniyorsa beslensin; Lise Komiteleri olarak bu etkiyi kıracağız ve özgür bir gençlik için mücadele edeceğiz!
Türkiye’de şovenizmin yükselmesi ve faşizan yükselime bakış
Türkiye’nin kuruluş kodlanmalarından bu yana gelen -Osmanlı son dönemi ulus devletleşme süreci de dahildir- “varoluşsal tehdit” algısı ve Soğuk Savaş dönemindeki anti-komünist hezeyanlar bu şovenizmin tetikleyicileridir. Bunlar şu anki Türk şovenizminin mayalarındandır. Ancak son 15 yılda gözlemlediğimiz hareketlenme, bu mayanın yanı sıra, iktidarın meşruiyetini yeniden üretme aracı olarak işlevini görmektedir. Bölgesel ve küresel (Suriye iç savaşı, mülteci sorunsallaştırması, ekonomik bunalım ve toplumsal bunalım) gelişmelerin halkta yarattığı toplumsal öfkenin yanlış yönlendirmesi faktörüyle karmaşık bir ivme alarak şovenizmi tetiklemiştir. Bu dönemlerde şovenizm, devlet aygıtının resmi ideolojisi ile toplumun tabanındaki milliyetçi dalgalanmalar arasındaki diyalektik ilişki içinde sürekli kısır bir döngüde yeniden üretilmiştir.
Bahsettiğimiz yayılışta bir önceki başlıkta bahsettiğimiz dışsal meme’lerin çevirilip ve uyarlanıp yayılması da büyük etki sahibidir. Bu süreçte şovenizm, artık yalnızca marjinal grupların benimsediği bir ideoloji olmaktan çıkmış; ana akımlaşarak toplumsalın neredeyse tüm katmanlarına yayılan bir duygu durumuna ve ötekileştirerek öfke kusma aygıtına dönüşmüş durumdadır.
Bir takım “milli birlik, üniter devlet ve tek millet” retorikleri özellikle bu gruplar arasında milliyetçiliğin basitleşmiş yapısı yardımıyla ve afyon görevi görmesiyle hızla yayıldı. Ayrıca bahsettiğimiz öteki aracılığıyla ve demagojiyle, hayali düşmanlar yaratarak(Batı, KÖH, LGBTI+ ve “solcular”) etkisini çoğaltıyor. Bu milliyetçi, şoven algı ise zor durumda olan iktidarın yükünü hafifletmekten başka işe yaramıyor. Ne zaman iktidar köşeye sıkıştıysa; şoven, milliyetçi algı birden okları ötekileştirdiği güruhlara ve gruplara yöneltti ve iktidar hangi vakit zora düştüyse yardımına yetişti.
Son günlerde ODTÜ’de yapılan provokasyon da iktidar tarafından rehin alınamamış Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nin abluka altına alınmasını kolaylaştırmak için yapılan bir karşı-saldırıdır. Özgürlükçü ve devrimci öğrencilerin tutuklanmasını ve fişlenmesini hedef bilen, iktidar tarafından beslenen faşist çeteler; oluşturdukları provokatif eylem ile bunu amaçlamışlardır. İlk saldırıyı kendileri şişeler atarak ve konseri yuhalayarak yapmışlar, sonrasında bayrak açarak; halk nezdinde kutsal olan bayrağın arkasına sığınıp, verilen tepkileri bayrağa saldırı olarak yansıtmışlardır. Bu olay da kanıtlıyor ki iktidarın zora düştüğü her durumda, her sendelediği durumda şoven çeteler iktidarın ayakçılığını yapmaktadır. Özgür, bilimsel ve demokratik eğitim alacağımız okullar mücadelemizi hiçbir iktidar güdümlü çete engelleyemez! Üniversiteler, liseler bizimdir, öğrencilerindir; Biz yönetiriz!
LİSELERİMİZİN VAZİYETİ: ŞOVENİZMİN AYGITLARININ ODAKLANDIĞI NOKTA
İşte tüm bu bahsettiğimiz noktalarda liseler, şovenist ve faşizan söylemlerin ve pratiklerin meşrulaştığı ve pekiştiği bir odak olarak karşımıza çıkıyor. Devlet resmi ideolojisinin, daha kimlik inşasının en hassas noktasında olan gençliğe en yoğun şekilde güdüm yaptığı alan liselerdir. Müfredatın içeriği, ders kitaplarındaki dil yapısı ve imgelemeler, öğretmenlerin tutumları ve okul içi telkinlemeler gibi unsurlar şovenizmi tetikleyen unsurlardır.
Tarih derslerinde anlatılan “kahramanlık” ve “zafer” anlatıları, tarihin rasyonal perspektiften değil de ötekileştirme ögeleriyle kurgulanması, sınıfsala dokunmadan sadece düz bir pencereden asker-savaş-antlaşma tarihçiliği anlatılması gibi şeyler devletin amaçladığı şeyi zaten ortaya koyuyor. Bu sadece tarih dersleriyle sınırlı bir olay da değil; edebiyat dersinde İslamcı ve milliyetçi yazarların öncelikli konumu, din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinde “millet ve ümmet olmanın kutsallığı” gibi örnekler de bu odağın liselerde pekiştiğinin yalnızca birkaç örnekçiğidir. Keza okullarda yapılan kimi kutlamalar ve törenler de bu zorunlu güdümlemenin ve adeta aidiyet, sadakat testinin bir görünümüdür.
Lise koridorları, aynı zamanda sosyal medyadaki şovenist algının yansıdığı aynalar görevi görmektedir. Nefret söylemi ve ayrımcılığın had safha olduğu, şovenizmin arkadaşlık ilişkilerine sızdığı, ayrımcılık hareketleri ve şiddetin kol gezmesi bunun somut göstergesidir. Gençliğe “havalı” etiketiyle sızan bu ayrımcılık, ötekileştirme hareketi hızla yayılıyor. Marx’ın dediği gibi: “İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır.” Sosyal hayata yayılan bu şovenist popülizm, bilinci de etkilemekte ve eleştirel bakış gibi özellikleri köreltmektedir. Liselerimizi ideolojik güdümleme merkezleri olmaktan çıkarıp bilimsel ve hür alanlar haline getirmek her birimizin mücadeledeki asli görevlerinden biri olmalıdır.
ŞOVENİZME KARŞI LİSELERDE MÜCADELEYE!
Türkiye’de liselerin şovenizm karşısındaki bu vaziyeti, yalnızca eğitim politikalarının değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal yapının eleştirisini zorunlu kılıyor. Okullarımıza rahatlıkla giren: Ülkü Ocakları, TÜGVA gibi iktidarın gençlik kolluğunu üstlenen yapılar; dergilerini, broşürlerini dağıtarak, sözde liseli gençler için etkinlikler düzenleyerek, okullarımızda istediği gibi fink atarken bizler özgürce düşüncelerimizi konuşamamakta, fikir alışverişi bile yapamamaktayız. Bu fikir yasağı sadece sosyalist fikirlere işliyorsa biz de bu yasağı ve kalıplarını tanımayacağız!
Güdümlerin en fazla olduğu liselerden konuşuyoruz: Okullarımızı, şovenist fikirlerin uygulanma ve yeniden üretilme merkezlerine dönüşmemesi için mücadelemizi büyüterek; bizlerin kendimizi ifade edebileceği, tartışabileceği, sorgulayabileceği, özgürlükçü ve eşitlikçi bir yapıya çevireceğiz. Bunu korku ikliminden sıyrılarak, telkinlerin ve güdümlerin farkına vararak, mücadelemizle ve kalıplardan kurtulup, kurtararak yapacağız. Birleşmeden ve mücadeleye katılmadan mümkün olmayan şeyler, bir araya geldikten sonra kolaylaşacaktır.
Yeniden belirtiyoruz ki: Liseler bizimdir, liselilerindir. Okullarımızı biz yönetebilir, değişmesi için onu bizler değiştirebiliriz. Bir adım öne atmadan ve prangalardan, zincirlerden, korku ikliminden ve ideolojik güdümlerden kurtulmadan bu yapılamaz.
Bütün sıra arkadaşlarımıza yeniden çağrımızdır: Özgür, eşitlikçi ve öğrencilerin kararlarıyla yönetilen liseler için: BİR ADIM ÖNE, MÜCADELEYE!


