Teori

Liseliler Bir Adım Öne, Örgütlü Mücadeleye!

19 Mart sonrası lise eylemlerinden yola çıkarak kapitalizmin gençliğe dayattığı geleceğe karşı örgütlü mücadele çağrısı.

· Lise Komiteleri

İstanbul Liseler Koordinasyonu eyleminde Ferman Sizense Liseler Bizimdir pankartı taşıyan liseliler

19 Mart sonrası eylemlilik sürecinde mücadelenin kritik saflarından biri de adeta küllerinden doğmuş liselilerin oluşturduğu cephe olmuştur. Yazıda da adını bolca zikredeceğimiz Yusuf Tekin’in öğretmen sürme politikalarına karşı liselilerin örgütlediği “Öğretmenime Dokunma” eylemlerinde liseliler, yıllardır kendileri hakkındaki “Liseli gençlik korkaktır, apolitiktir.” gibi iddiaların asılsız olduğunu dayanışmaları ve cesaretleriyle göstermiştir. Buradaki kilit nokta okul dışında yapılan eylemlerin arkasında örgütlü bir gücün olması, liselilerin bunları örgütlenerek başarmış olmasıdır. Ancak bu örgütlülüğü sonraki süreçlere taşımakta yaşanan sıkıntılar, hem liselilerin hem de genel olarak mücadele saflarının örgütsüzlüğü ve 19 Mart sonrasında tekrardan oluşan umutsuzluk atmosferi “Neden Örgütlenilmeli?” başlığının bir defa daha altını çizmek gerektiğini gösteriyor.

2025-2026 Eğitim Yılından Manzaralar

Her gün daha kötüsü, daha hayret içinde bırakanı olmaz dedikçe daha kötüsünü yaşadığımız olaylar silsilesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Ya bir MESEM cinayeti haberi ya da aile içi baskı ve gelecek kaygısından dolayı hayatına son veren bir gencin haberi, bizler için Yusuf Tekin’in MESEM’deki iş cinayetleri hakkında dediği gibi “istisna” ya da tesadüfi olaylar değildir. AKP-MHP iktidarı bugün en saldırgan dönemindedir. Erişebildiği her yerden çarklarına kendini dahil etmek istediği küresel sermaye sistemine devşirecek potansiyel emekçi yığınlarını elde etmek için var gücünü kullanan iktidar, malumdur ki gözünü biz liselilere de dikmiştir. Sermayeyle iş birliği içerisinde bizleri güvencesiz ve denetimsiz alanlarda, torna tesviyelerin, ağır iş makinelerinin başında “mesleki eğitim” adı altında ucuza çalıştırma amellerini gizlemeyen MEB, gene sermayeyle iş birliği içerisindeki politikalarını sürdürmektedir: devlet okullarında okuyan ve özel okullarda okuyan çocuklar arasında YKS başarı sıralamasını büyük ölçüde etkileyen OBP(ortaöğretim başarı puanı) konusunda özel okullara tanınan ayrıcalıklar sayesinde fırsat eşitsizliğinin âlâsını yaratmakta, MÜSİAD ve Koç Holding ile ortaokul ve lise çağındaki öğrencilerin işçileştirilmesine dair protokol imzalamakta, her sene milyonlarca öğrencinin katıldığı YKS sınavının başvuru ücretlerinin TYT, AYT, YDT olmak üzere her birinin 700 TL olarak belirleyerek bizleri öğrenci değil, birer müşteri ve kara sermaye düzenine kurban edecek birer sayıdan fazlası olarak görmediğini kanıtlamaktadır.

AKP Soyutlaması Değil, Kapitalizm Gerçeği

İçinden geçtiğimiz dönemin gerçeklerini yalnızca AKP iktidarının yarattığı bir gerçeklik olarak görmek, Türkiye iç siyasetinin iktidarın da istediği gibi kutuplar olarak (sekülerler ve muhafazakârlar) okunması, öfkeyi yönelteceğimiz hedefin şaşmasına sebep olur.

Türkiye’nin iç ve dış siyasetini işçi sınıfı ve onun egemenlerle olan çatışmasına endeksli okumak, mücadelemizi sağlam temeller üzerine kurmamızı sağlar. Ama her şeyden önce içinde bulunduğumuz çağın, egemenler ve onların izledikleri stratejiler bakımından neoliberal bir çağ olduğunu kabul etmeli ve gündelik yaşamımızda karşılaştığımız olayları, siyasi gündemleri, işçi ve öğrenci hareketlerini buna göre okumalıyız.

Kapitalizm, artık bizlere sınıf atlama hayali satamadığından, pek çoğumuz artık gelecekte işçi abilerimizin, ablalarımızın arasına katılacağımızdan eminiz. O yüzden işçi sınıfına gençliğin sınıfı demekte de bir sakınca yoktur. Nitelikli veya niteliksiz işçi olarak katılacağımız iş yerlerindeki vahim durumu şu andan sezebilmekteyiz.

Sendikasızlaştırılmaya çalışılan, mobbinglere maruz kalan, halen yevmiye hesabı ücretlendirmeye tâbi olan, sigortasız çalıştırılan, yasak olmasına rağmen çocuk yaşta işçileştirilen bir işçi yığınıyla karşı karşıyayız. Bu başta da belirttiğimiz gibi sadece AKP iktidarının yarattığı bir gerçeklik olmaktan öte tüm dünyada kapitalizmin izlediği yol haritasıdır.

Sistemin yol açtığı bir başka büyük problem ise yalnızlaştırmadır. Kapitalizm, çeşitli ideolojik ve medyatik aparatlarla özellikle de gençliğe inanması ve sindirilmesi kolay bireysel başarı normları dayatmakta ve sosyal bir canlı olan insana, kendinden başkasına ihtiyacı olmadığıyla ilgili bireyselleştirme tabanlı propagandalar yapmaktadır. Yani bizi maddi kaygılara itmekle kalmayıp aynı zamanda bizleri koskoca kalabalıklar içerisinde tek başımıza bırakmakla kendini mükellef bulan bir sistemle karşı karşıyayız.

Kurtuluş Belli, Korku Yok!

Bu büyük dertler havuzunda hepimiz boğuluyormuş gibi hissediyor olabiliriz fakat hepimizin tutunacak can simitleri hazırdır: Birbirimiz!

İktidar tarafından fazlaca baskılandığımız, sindirilmek istendiğimiz bu sisteme karşı; okul sıralarımızdan başlayıp meydanlarımızı, sokaklarımızı kendi dayanışmamızla örmenin ve cesaretimizle bir adım öne çıkarak “Biz Yönetiriz” demenin vakti gelmiştir. Tüm bunların formülü bellidir: ÖRGÜTLÜ MÜCADELE!